İstiklal Bayan Masör Hizmeti Ebru

İstiklal Bayan Masör

İstiklal Bayan Masör «Bak ne diyeceğim,» dedi Jem, «okul başlayana kadar saklarız. Sonra da herkese sorarız. Bir ihtimal otobüsle giden çocuklardan biridir. Okul sona erdi diye sevinip unutmuştur. Bunlar birinin. Iyi mi parladıklarını görüyor musun? İyi saklamışlar.» «İyi de, neden birisi oraya sakız koysun? Bilirsin sakız bozulur.» «bilmiyorum ki, Scout. Ama bunlar birisi için çok örutubet taşıyor…» «nasıl kısaca, Jem?» «Kızılderili adım atarı… Kısaca Kızılderili büyüleri kuvvetlidür. Şans getirirlermiş. Uzun yaşam, sağlık, sınavları geçme gibi… Bunlar birisi içini çok önemli olmalı. Sandığıma koyacağım.» Jem odasına gitmeden önce uzun uzun Radley’lerin evine doğru baktı. Bir şeyler düşünüyor gibiydi. İki gün sonra Dill bir tantana ile çıka geldi. Meridian’dan Maycomb Sapağı’na kadar tek başına gelmişti. Maycomb Sapağı, Abbott yöresindeydi. Miss Rachel onu Maycomb’un tek taksisi ile karşılamıştı. Yiyecek vagonunda yiyecek yemişti, St. Louis’de yapışık ikizlerin trenden indiklerini görmüştü. Tüm tehditlerimize karşın öyküsünü değiştirmedi. Neyse ki, o gömleğine iliklenen iğrenç mavi pantolonundan kurtulmuştu. Kemerli, gerçek bir kısa pantolon giymişti.

İstiklal Bayan Masör

Biraz tombullaşmış, uzamış ve babasını görmüştü. Dill’in babası bizimkinden uzundu. Sivri ve kara bir sakalı vardı. L ve N. Tren İşletmesi’nin de idarecisiydi. «Bir ara makiniste yardım ettim.» dedi Dill esneyerek, «Nah ettin! Bırak bu palavraları!» dedi Jem. «Bugün ne oynayacağım?» «Tom, Sam ve Dick’i. Haydi ön bahçeye geçelim. Dill Serseri Ailesi’nin çocukları oyununu oynamak istiyordu çünkü üç tane iyi rol vardı. Karakter oyuncumuz olmaktan bıkmıştı anlaşılan. «Ben onlardan bıktım,» dedim. «Serseri Tom’u oynamaktan sıkılmıştım. Tom bir sinemanın orta yerinde belleğini yitiriyor ve oyunun en sonunda Alaska’da ortaya çıkana dek oyun dışı kalıyordu. «Yeni bir oyun bul, Jem,» dedim. «Uydurmaktan bıktım,» dedi. «bağlarımsızlığımızın ilk günleriydi ama şimdiden bıkmıştık. Yazın nelere gebe olduğunu merak ettim. Ön bahçeye geçmiştik ki, Dill, yoldan aşağı bakıp, «Ölüm kokusu alıyorum,» dedi. Susmasını söyledim. Yineledi: «Vallahi alıyorum.» «yani biri ölürken kokusunu alabildiğini mi söylemek istiyorsun?» «Yoo. Birinin ölüp ölmeyeceğini önceden sezebiliyorum. Yaşlı bir kadın öğretti.» Dill eğilip beni kokladı. «Jean Louise Finch…