İstiklal Masaj Salonu Hizmeti – Masör Ece
İstiklal Masaj Salonu Hizmeti – Masör Ece
İstiklal Masaj Salonu geçmeden, inme indi dedeme. Artık, hiç çıkamıyordu o burmalı sütunlu devasa yatağından. Yatmaktan her tarafı yara oldu. Kötü kötü kokuyordu bu yaralar. Anneannem, bir an bile başından ayrılmadan dedeme bakıyor, yanında oturup sabahtan akşfakat çocuk hırkaları örüyordu. Dedemin başı hiçbir süre beladan kurtulmamıştı. Anneannem- de, onun bu mukadderatsını filozİstiklalça bir suskunluk içinde kabul etmişti.
Üstelik ikisi de o kadar yaşlıydılar ki, adım atarına gelen bu yıkım bana pek dokunmadı. Eskisinden de çok çalışıyordum. Sınavların kapıya gelip dayanmış olması ve uzakta beliren üniversite umudu, daha bir kamçılıyordu beni. Çok önemli bir yıldı o yıl. Yüzüm, birazcık daha bakılabilir bir biçime girdi. Büyüyen gövdem, beni eskisi kadar huzursuz kılmıyordu artık.
Gizlerim ise, başlangıçtaki ağırlıklarını yitirmişlerdi. Zaza ile olan arkadaşlığım, benim için bir üzüntü kaynağı olmaktan çıkmıştı. Tekrar kendime itimat duymaya başlamıştım. Zaza da değişiyordu. Nedenini pek düşünmedim; Zaza, bir anda romantik, düşsever bir kız olup çıkıverdi. Musset’yi, Lacordaire’i, Chopin’i sevmeye başladı.
Çevresindekilerin davranışlarına yine karşıydı; ama artık acı eleştirilerini, alaylarını insanoğluın tümüne yöneltmekten vazgeçmişti. Benimle de alay etmeyi bıraka. Cours Desir’de çok seçme, minik bir gruptuk. Okul sadece, Latince kökenli çağdaş diller sınavlarına hazırlıyordu bizi. Mösyü Mabille, kızının fen derslerini de öğrenmesini istiyordu.
İstiklal Masaj Salonu
İstiklal Masaj Salonu matematik gibi, altından kalkabileceğim, diş geçirebileceğim şeyleri öğrenmeye can atıyordum. Cebir, trigonometri ve fizik dersi almam için öğretmen tuttular bizlere. Matmazel Chassin, genç, cıvıl cıvıl bir kızdı ve işini de iyi biliyordu. Terbiye öğütleriyle hiç süre yitirmeden, ciddi uğraşlara daldık. Çalışıyorduk boyuna. Öğretmenimiz, Zaza’yı da beni de çok seviyordu. Zaza, dalıp gittiği, bulutların üzerinde dolaşmaya başladığı süre, Matmazel tatlı tatlı sorardı. “yine nerelerdesin Elizabeth?” diye. Zaza, şöyle bir irkilir, sonra gülümserdi. Bizimle birlikte ders alan ikiz kardeşler vardı. Bunlar, hep yas elbiseleri giyerler, ağızlarından tek söz duyulmazdı. Sınırlarımızdaki samimi hava, yakınlık beni çok duygulandırıyordu.
Latince derslerinde, bir derslik atlamamıza ve son sınıfın derslerini izlememize izin vermişlerdi. Son sınıflarla birlikte derse girmek, onlardan geri kalmamak için çabalamak, bir dakika boş süre bırakmıyordu bana. Sınavlar yaklaşıp da, kendi sınıfımıza döndüğüm süre, hiçbir yenilik görmedim. Abbe Trecourt’un bilgisi oldukca kıt geldi bana. Çevirilerde yanlışlara düşüyordu. Yine de bu iri kıyım adam, evde kalmış hanım öğretmenlerimizden çok daha canlı, çok daha sevimliydi ve tamamımız, açıkça gösİstiklalkten çekinmediğimiz bir sevgi duyuyorduk ona. Ebeveynlerimiz, sınavlarda Latince kökenli çağdaş dillere de hazırlanırsak güzel bir şey olacağını söylediler. Ocak ayında italyanca dersleri almaya başladık. Kısa sürede Cuore ile le mie prigioni’yi çevirebilir duruma geldik.
Zaza, Almanca öğreniyordu, ingilizce öğretmenim, benden pek ümitli olduğu, beni el üstünde tuttuğu için, ingilizce’ye devam ettim. Bir taraftan da, tarih öğretmenimiz Matmazel Gontran’ın, milliyetçi duygularına ayak uydurmak zorundaydık. Öte taraftan ise, Matmazel Lejeune, edebiyat konusundaki beğenilerinin kısırlığı ile canımızı sıkmaktan, kafamızı şişirmekten geri kalmıyordu. Ufkumuzu genişletmek için, alabildiğine okuyor, aramızda uzun tartışmalara giriyorduk. Sık sık sınıfta münazaralar yapılır, her birimiz, inatla kendi görüşümüzü savunurduk.
Son yorumlar